Ne tatlı bir iştir eleştirmek. Birisi size göre hatalı olan bir şey yapmıştır, ya da bir şey söylemiştir. Bunu ona bildirmeniz ve kıyasıya eleştirmeniz iyi olur! Bu yazıda önce eleştirmenin verdiği zararlı keyiften söz edeceğim; sonra da anlayış, hoşgörü ve yapıcı eleştiri vermenin, eleştiriyi geribildirime dönüştürmenin yollarını anlatacağım.

Eleştiriden keyif mi alıyorsunuz yoksa? Bir dahaki sefere durun, düşünün! Neleri yitirdiğinizin farkında mısınız?

Hazırlıksız eleştiri tatlı olabilir, ama  ön hazırlığını birkaç gün prova edip, çene ve duygu antrenmanları ile başlamak daha iyidir. Böylece savunma sözcüklerini bertaraf edecek cephanelik hazırlanmış olur. Bir fırsat bulduğunuzda – mümkünse yorgun veya zayıf bir anı olmalı (!)- onu karşınıza alırsınız ve makineli tüfek gibi tüm aklınıza gelenleri söylersiniz. Ön hazırlığınız iyiyse, en küçük ayrıntıyı kaçırmadan, bir horoz gibi didikleyerek eleştiriyi sürdürebilirsiniz. Çoğu zaman bu sizi kesmez; konuyla ilgili
varlığının, kişiliğinin beğenmediğiniz yanlarını sayıp dökmeye başlarsınız. Baharatı sevenler annesine, babasına, eğitim düzeyine ve tipine saldırmaya başlayabilirler, hatta aşağılamaya kadar götürürler işi.

Karşınızdaki hazırlıksız yakalanmışsa, ya susup küsecektir, ya da artık bu noktaya gelmiş eleştiriye yüksek tepki gösterecektir. Tartışmaya girerken “İşte bak, hiçbir eleştiriyi kaldıramıyorsun, ben senin iyiliğin için söylüyorum, anlamıyorsun”  gibi sözlerle başlarsanız yine bir adım önde gittiğinizi hissedersiniz. Tartışmayı yönlendirmeyi ve zaferle bitirmeyi halledersiniz artık. İşte ona hatasını düzeltmesini güzelce söylemiş oldunuz, hatta “yeri geldi”, haddini bildirdiniz, aferin size!

Aslında karşınıza alıp konuşmadan da eleştiride bulunma özgürlüğünüz vardır. Sizin tarafınızı tutacağından az çok emin olduğunuz bir başkası ile “görüşlerinizi” paylaşabilirsiniz. Kendisi ile ilgili eleştiriyi duymayan kişinin davranışını değiştirme olanağını da yok ederek, sonsuza kadar onu eleştirme fırsatı yakalarsınız. Dedikodunun en büyük yararı  kendinizin “öyle” olmadığını, bu hatayı yapan kişiden “üstün” olduğunuzu teyit etmenizdir. Eleştirirsiniz, eleştirirsiniz, kendinizi haklı çıkarırsınız, oh şöyle, kendinizi iyi hissedersiniz. Öfkeniz, kırgınlığınız, intikam alma isteğiniz ve birçok olumsuz duygularınız da perçinlenir, ama olsun. Hatayı o yapmıştı, siz değil. Kime göre hatalıydı? Size göre.

Size göre hatalı ise, “gerçekten de hatalı” mı demek oluyor?  Yok canım. “Gerçekten kalbi kırıldı” demek daha doğru oluyor. Gelelim kalp kırmadan eleştiri vermeye. Bu mümkün mü? Evet!

Empati ve haklılık

Bir hatanın düzelmesi için yapacağımız eleştiri aslında öncelikle kendi içimize dönmeyi ve “bize göre” hatalı olan davranışı, neden böyle algıladığımızı anlamamızı gerektiriyor. Eleştiri verirken hangi duygularla ve hangi niyetle konuştuğumuzu, kullandığımız sözcükleri, sesimizin hangi tonda çıktığını, elimizi kolumuzu nasıl kullandığımızı biraz olsun incelememiz lazım. Örneğin, düğmesine basmak için “Beni kullanıyorsun” cümlesi mi işe yarıyor, “Ne kadar negatifsin” cümlesi mi? Bu cümleleri kasıtlı olarak kullanıyor muyuz, yoksa düzeltmesini istediğimiz davranıştan başka konuya girmekten kaçınıyor muyuz?

Öncelikle sizin hatalı bulduğunuz kişinin bu davranışı altında hangi alışkanlıkları, hangi düşünce kalıpları, travmaları ve dürtüleri var; bunlara dikkatinizi verebilir, onu anlamaya çalışmakla işe başlayabilirsiniz. Hani şu tüyler ürpertici zihinsel eylemden bahsediyorum: empati! Empati bizim gerilmemize neden olur, çünkü bunu yaparsak karşımızdaki kişinin haklı çıkabileceğinden korkarız. Bu riski almaya değer, çünkü zaten o, kendine göre haklıdır! Davranışını haklı bir nedenle ve alışkanlıkla yapmıştır.

İnsanlar davranışlarının çoğunda bilinçli değildirler, otomatik tepkiler verirler, çocukluklarındaki düşünceler, kararlar ve alışkanlıklarla hareket ederler, konuşurlar. Minicik beyinleriyle inandıkları şeyler  bugün de geçerliliklerini korurlar. Farkında olmadan davranırız hepimiz. Hata yaparken de, eleştiride bulunurken de, eleştiriyi alırken de bilinçsiz davranırız.

Dengemizi bozan en önemli faktörlerden biri, duygusal ihtiyaçlarımızdır. Hepimiz sevgiye ihtiyaç duyarız; önemsenmeye, değer verilmeye, sayılmaya, takdir edilmeye, önerilerimizin dikkate alınmasına ihtiyacımız vardır. Eleştiri almayı neredeyse sevilmemeye eş tutarız. Belki de zihnimizin bir parçası, bize doğruyu öğretmeye çalışan ana babalarımızın eleştirilerinin yanında sundukları küçük tehditleri çok ciddiye almaya devam ediyordur: “Oyuncağını mı kırdın? Yine mi? Aptal mısın sen?  Bir daha sana oyuncak falan yok. Bana annecim falan da deme, annen olmayacağım artık.“

Peki ne yapacağız? Bir taraftan hata olduğunu bildiğimiz ve değişmesini istediğimiz bir davranış var, bir taraftan eleştiriyi düzgün vermezsek kırılacağını ya da ilişkinize son vermek isteyeceğini ya da çok kızacağını bildiğimiz bir kişi var. Eleştiri nasıl düzgün bir şekilde verilebilir?

Takdir mi? O da ne?

Eleştirmeden önce, hatalı davrandığını düşündüğümüz kişinin yerine kendimizi koyup onu anlamaya çalışabiliriz demiştik. Belki de anlayamayacağız, olsun. Davranışına neden olan düşünce yapısını anlamaya çalışmak bile atacağımız insani bir adımdır. Kendi düşüncelerimizin yarattığı at gözlüklerini çıkarmamıza ve haklı çıkmak ihtiyacımızın törpülenmesine yarar.

Onun duygusal ihtiyaçlarını ve kendi duygusal ihtiyaçlarımızı gözden geçirmek ikinci adımımız olabilir. Bu adımda eleştireceğimiz davranışın bizim üzerimizdeki etkisini hissederiz, bunu nasıl dile getirebileceğimize karar veririz. Onun hatalı bulduğumuz davranışlarını hangi doğru bulduğumuz davranışlar ile değiştirebileceğini önermek uygundur, sıra bunu belirlemeye gelir.

Üçüncü adım ise hem  hassas dengeleri korumak, hem de hatalı davranışın düzeltilmesini sağlamak için kullanacağımız eleştiri yöntemidir. Birçok kitapta bu yöntemler için  basmakalıp formüller vardır; her ne kadar okuyup geçsek de uygulandıklarında işe yararlar. İşte size bir tanesi: “Takdir, hatalı davranış, etki, önerilen davranış, takdir”. Takdirleri sandviç ekmeği gibi kullanıp, araya eleştiriyi peynir misali yerleştiriyorsunuz.

Örneğin,  iş arkadaşınızın çok konuşmasından rahatsız olup verimsiz çalışıyorsunuz, içinizden “Eh pes yani, biraz sus yahu! Yetti artık gevezeliğin” gibi sözler söylemek geçiyor. Tabii ki olmaz, yöntem uygulayacağız,  değil mi? Amacımız hakaret etmek değil, dikkatini bu davranışa çekmek ve değiştirmesini istemek. Duygusal hezeyanlara gerek yok. Yöntemi uygulayacağımız gün bizim sakin ve iyi bir günümüzde olmamız şart.

Şimdi, arkadaşımızın da olumlu bir anını seçeceğiz, bire bir konuşacağız, çünkü bir başkasının yanında asla eleştiri veremeyiz.  Gürültülü bir yer ve başka tür rahatsız edici unsurlar da olmayacak ki, derdimizi anlatabilelim. Hazır mıyız?

Takdir : “Biliyor musun, işini yaparken gösterdiğin titizliği çok beğeniyorum, gerçekten ortaya çıkardığın işler çok iyi. Seninle birlikte çalışmaktan zevk duyuyorum. Hatalı davranış: Bununla birlikte, gün boyu sık sık ve uzun süre konuşuyorsun. Etki: Bu da benim dikkatimi dağıtıyor ve verimimi düşürüyor. Önerilen davranış: Senden ricam, konuşmayı azaltman, ortamı sessiz tutmaya özen göstermen. Takdir : Buna dikkat edeceğinden eminim aslında, senin ekibimizin başarısı konusunda ne kadar hassas olduğunu biliyorum ve bunu da çok takdir ediyorum. Şimdiden teşekkürler.”

İşte bu kadar kolay. Her ne kadar alıştırma yapmak ve biraz yaratıcı olmak gerekse de, zamanla kolayca, bir tatlı nefeste söyleyebiliyorsunuz. Unutmayalım, takdirler gerçek takdir olmak zorunda, yoksa yöntem işlemez.

Şefkat ve saygı

Eleştirmenin yöntemlerini öğrenmemiz ve akıllıca, şefkatle uygulamamız ilişkiler konusundaki başarımızın anahtarıdır. Maalesef, hepimiz eleştirme ve eleştiriyi değerlendirme süreçlerimizin alışkanlıklarını daha çok küçük yaşta, anne ve babalarımızdan öğreniriz. Onların yöntemlerini benimser, ya da onların yöntemlerine karşı geliştirdiğimiz savunma mekanizmalarıyla yaşamımızı sürdürürüz.

Anababaların yaşamdaki temel rolleri koruyucu ve kollayıcı olmanın yanı sıra, çocukların doğruyu yanlışı ayırt edebilmesi için eleştiricidir. Bunları deneyimledikçe içselleştirerek kendi benlik durumlarımızdan biri haline getiririz. Anababa gibi aşırı eleştirmek, hizaya getirmek, disiplin sağlamak, itaat ettirmek ve değişmeye zorlamak ilişkilerimizi bozar. Bunun yerine bir yetişkin gibi eleştiri verdiğimizde, amacımız yalnızca bizi rahatsız eden davranışın değişmesini istemektir, o kadar. Konuşmamız sadece bu konuda kalabildiği sürece eleştirimizin bir değeri, bir ağırlığı olabilir.

Bana göre, eleştirdiğimiz insana saygı ve şefkat duymak kadar önemli hiçbir şey yok. Şefkat, anlayış ve sabrı da içeren bir derin duygu. Hani, biraz bilgelik geliştiren kişiler vardır, eleştirirler ama bilirsiniz ki, bu gerçekten sizin iyiliğiniz içindir. Siz değişim çabasına isteyerek girişirsiniz, çünkü onun şefkati, sizde de aynı duygunun ortaya çıkmasına neden olur. İşte böyle bir yaklaşımdır eleştirinin temel güdüsü: Bir düşünce, bir davranış, bir alışkanlık veya bir tutum  değişecekse, bunun, zihinsel bir kavrayışla, değişimin yararının farkına vararak, isteyerek, hatta değişim konusunda yardım almaya açık olarak yapılmasını sağlayacak ortamı yaratmak.

Peki, eleştiri vermeyi biraz öğrendik, biri bizi eleştirdiğinde ne yapmalıyız?  Bir sonraki yaz
ım  bunun üzerine…

Share This

Mutluluk Bültenine üye olun

Mutluluk Kolay tekniği ile tüm streslerinizden kurtulun 

İlham verici gerçek hikayeler okuyun

Eğitim fırsatlarını kaçırmayın

 

Siz de Mutluluk Bülteninden yararlanan binlerce kişiden biri olun!

Tebrikler! Mutluluk Bültenine kayıt oldunuz