Geçen akşam çok sevdiğimiz arkadaşlarımız ile İstanbul’dan biraz uzaklaştık, bir köy lokantasında mezeli bir akşam yemeği yedik. Çevremizdeki herşey basitti, oturduğumuz tahta sandalyeler, tahta parçalarının birleştirilmesiyle yapılmış masa, üzerindeki turuncu örtü, sokak köpekleri, kediler, bir tele dizilmiş göz alan ampuller, sözcüklerimiz, öğütlerimiz… Bizi çevreleyen, kucaklayan ve yanında varlığımızın önemsiz kaldığı o koca orman öyle basit, öyle yoğundu ki.

Durup durup “Burası İstanbul değil” dedik, kaçamağımızın tadını daha çok çıkarmak için. İstanbul dışında olmak; işten ve trafikten, kirli havadan ve birçok sesten uzaklaşmak anlamına geliyordu, her kısa sessizlik bunu teyit ettiğinde, rahatlıyorduk. Köy karanlığa alışkındı, gelenlere, gidenlere, kalanlara bakmıyordu bile. Köy kahvesinden geçerken, yerin huzurlu toprak kokusunu doldurduk içimize, çam iğnelerine ve kozalaklara bastığımızda çıkan çıtırtıları attık cebimize.

İki saatlik dinginlik, birkaç günlük huzur depolamamız için yetti. Doğanın ritmlerine, kokularına, akışına yakınlaşmanın yerini hiçbirşey tutmuyor, yürümek, koşmak, koynuna yatmak lazım doğanın. Zihni ve bedeni dinlendirmenin en iyi yolu bu aslında.

Zihni dinlendirmek. Offf! Hiç bilmediğimiz bir şey. Çağımız bilgi çağı ya, bilgi edinmek, bilgi depolamak, bilgiyi yönetmek, bilgi stratejileri kurmak gibi yoğun çalışmalar sürdürüyoruz. Örgütsel düzeyde yapılanları bireysel durumda biraz abartılı biçimde kopyalıyoruz: bütün gün iş ile ilgili işlediğimiz bilginin yanısıra, işyerindeki dedikodular, haberler, diğer kanallardaki haberler, ekranda beş tanesi aynı anda açık duran web siteleri, e-postalar, “çet”leşmeler, yeni DVD’ler, You Tube videoları, sektör yayınları, gazeteler, ilanlar, moda bir roman, tabelalar, billboardlar, daha neler neler! Sabahtan geceyarısına kadar süren bir hezeyan. “İlk bilen siz olun!” sloganının müridi olmak.

Sonra uykudan yorgun kalkmak, işe odaklanamamak, performans düşüklüğü ve verimsizlik, hatalı çalışmak, isteksizlik, düşük motivasyon.

“Gereksiz Bilgi Çağı”, “Zihni Yorma Asrı”, “Bilgiden Bilgiye Atlama Şampiyonası”, “Bilgiyle Şişirip Cahil Bırakma Stratejileri” sayesinde önce hedeflerimiz uzaklaşıyor bizden, sonra arkadaşlarımız, sevgilimiz, eşimiz, çocuklarımız; sonra da eğlencemiz, yaşam sevincimiz eriyip gidiyor hayatımızdan.

Bilgi bağımlılığı olarak adlandırabileceğimiz bu halden kurtulmanın en doğal yolu olan meditasyon ile zihninizin rahat gezinmesini, dinginliğin havasını içinize çekerek dinlendirmeyi deneyin. İşyerinizde ya da evde yapacağınız düzenli meditasyon yorgunluk ve dikkat sorunlarınızın büyük bölümünü hafifletecektir.
Tabii, önce gereksiz bilgi almayı sona erdirin. Gazeteleri, TV kumandanızı pencereden fırlatın, modeminizi kapatın, gözlerinizi kapatın. Gözlerinizi içinize doğru açın. Zihninizi köye götürün her gün, ona buz gibi sular içirin, uyanık, farkında ve işlek olsun. İsterseniz köy delikanlısının ilk aşkı gibi yoğun olsun, isterseniz yaratıcı, çözüm bulucu, hazırcevap ve bilge olsun. Meditasyon, zihninizin doğasına, yumuşak koynuna kendinizi bırakmaktır. Bilgi çağını geride bırakmanın zamanı geldi, geçiyor bile! Herşeyi bilmek yerine içe dönmek ve keşfetmek zamanı artık.

Mutluluk Bültenine ve YouTube kanalıma abone olun!

Bize katılın, tüm etkinliklerden, eğitimlerden ve yeniliklerden haberdar olun.
YouTube kanalım: Gülcan Arpacıoğlu ile Mutluluk Kolay
https://bit.ly/2qJOVqb

Başarıyla abone oldunuz!

Mutluluk Bültenine üye olun

Mutluluk Kolay tekniği ile tüm streslerinizden kurtulun 

İlham verici gerçek hikayeler okuyun

Eğitim fırsatlarını kaçırmayın

 

Siz de Mutluluk Bülteninden yararlanan binlerce kişiden biri olun!

Tebrikler! Mutluluk Bültenine kayıt oldunuz

Share This